CEZA MUHAKEMESİNDE TEŞHİS VE YÜZLEŞTİRME

TEŞHİS Teşhis, soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısının talimatı ile kolluk tarafından yapılan bir soruşturma işlemidir. Teşhise ilişkin hükümler PVSK Ek madde 6/9 vd. fıkralarında düzenlemiştir. Teşhis aynı zamanda bir delil elde etme yöntemidir. Teşhis işleminin nasıl yapılması gerektiği PVSK’de ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Pvsk Ek madde 6’ya göre ” Polis, olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının talimatıyla teşhis yaptırabilir.              Tanıklıktan çekinebilecek olanlar, teşhiste bulunmaya zorlanamaz.              İşleme başlanmadan önce, teşhiste bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis sırasında bir numara bulundurulur.              Teşhiste bulunan kişi ile teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir.              Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır.              Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin, bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda alınarak, soruşturma dosyasına konur.              Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük ve özellikte olmaları gerekir.              Teşhis işlemi tutanağa bağlanır.” Doktrinde teşhis işlemi, seçimlik ve tekil teşhis, açık ve gizli teşhis veya fotoğraf teşhisi olarak ayrımlara tabi tutulmuştur. İzah etmek gerekirse: 1-) Seçimlik Teşhis      : Aralarında şüphelinin de gözaltına alındığı bir çok kişinin yan yana dizilmesi ve tanıktan failin kim olduğunun belirlenmesinin istenmesi  şeklinde gerçekleştirilir. 2-) Tekil Teşhis            : Teşhiste bulunan kişiye sadece şüpheli gösterilir. 3-) Açık Teşhis             : Bu şekilde yapılan teşhiste teşhise tabi tutulanlar ile teşhisi yapanlar birbirlerini görürler, teşhis açık bir şekilde yapılır. 4-) Gizli Teşhis             : Teşhis edilecek kişiler ile teşhisi yapacak olan kişiler arasında bir araç ile teşhis yapılır. Teşhis edilen kişi ya kendisinin o an teşhis edildiğini bilmez ya da biliyorsa da kendisini teşhis edecek olan kişinin kim olduğunu bilmez. 5-) Fotoğraf Teşhisi     : Bu teşhiste Şüpheli hazır değildir, teşhise tabi tutulacak kişinin fotoğrafları teşhis edene gösterilir ve teşhis bu şekilde yapılır. Türk hukuk sisteminde teşhis işlemi yapılırken teşhis edene sadece şüpheli gösterilmez, aynı zamanda şüpheliye benzer birkaç kişi daha gösterilir. Teşhis eden ile teşhis edilen birbirini görmez ve teşhis edilen kendisinin teşhis işlemine tabi tutulduğunu bilmektedir. Dolayısıyla Türk hukuk sisteminde seçimlik, gizli ve fotoğraftan teşhis işlemleri uygulanmaktadır. -Teşhisin uygulanma koşulları: Teşhis işleminin yapılabilmesi için, -Teşhise tabi tutulanın gözaltında olması gerekir, -Teşhis işleminin yapılabilmesi için zorunlu bir durumun olması gerekir, -Teşhiste bulunanın teşhis öncesi faili tarif eden beyanlarının olması gerekir, -Teşhise tabi tutulanların birbirine benzer olması gerekir -Fotoğrafla teşhiste fotoğraflar, şüphelinin bir şekilde  ayırt edilmesini sağlayacak işaret ve anlamlar da taşımamalıdır, -Teşhis işlemi Cumhuriyet savcısının talimatı ile kolluk tarafından icra edilmelidir. Soruşturma aşamasında teşhis hem şüpheli açısından hem de mağdur açısından büyük önem taşımaktadır. Hem suç işleyen kişilerin cezasını alması ve adil yargılanmanın gerçekleşebilmesi için hem de suçsuz kişinin yanlış teşhisle hürriyet hakkının kısıtlanması açısından çok önemli bir işlemdir. Teşhis o an için görgü tanığının bilincine ve bilgisine bırakılan bir işlem olmasına rağmen yargılama açısından diğer deliller ile birlikte desteklendiğinde büyük önem arz etmektedir. Böylesine önemli bir konu olduğu için teşhis işleminin yargılama işlemine katkı sağlaması için usule uygun olarak yapılması zorunludur. Zira usule uygun olarak yapılmayan teşhisler geçerli kılınmayacaktır ve elde edilen delilin sakatlanmasına yol açacaktır.( Av. Tuğsan Yılmaz, Teşhis ve Yüzleştirme ) Teşhis işlemi gerçekleştirilirken çevre şartlarının etkisi, kişinin o an ki heyecanı, kişiyi ne kadar ve ne açıdan gördüğü hususları dikkate alınmalıdır. PVSK Ek m. 6/10 uyarınca, “Tanıklıktan çekinebilecek olanlar, teşhiste bulunmaya zorlanamaz.” hükmü getirilmiştir. O halde, CMK m.45/1 uyarınca tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilerden zorla teşhis yapmaları istenemez. Buna göre, şüphelinin nişanlısı, evlilik bağı kalmasa bile eşi, kan hısımlığından veya kayın hısımlığından üstsoy ve altsoyu, üçüncü derece dâhil kan veya ikinci derece dahil kayın hısımları ile arasında evlatlık bağı bulunan kişiler teşhiste bulunmaya zorlanamazlar. Bu kişiler  teşhis yapmaya zorlanamaz ancak yapmak isterlerse bu durum herhangi bir engel teşkil etmez.( Av. Tuğsan Yılmaz, Teşhis ve Yüzleştirme) -Dış Görünüşe İlişkin Özellikler Bakımından  Teşhiste bulunanın teşhis öncesi faili tarif eden beyanları doğrultusunda, bazı kişiler teşhis işlemi için seçilir. Bu kişilerin cinsiyet, yaş,  boy, ağırlık, giyinme gibi dış görünüşe yönelik olarak benzer özellikler göstermesi gerekir. Örneğin teşhis olunacaklardan bazıları kadın bazıları erkek olamaz. Hemem hemem aynı boylarda ve kilolarda olmaları gerekir. Giyiniş tarzı birbirine zıt olan kişiler de aynı teşhis işleminde teşhise tabi tutulamazlar. Fotoğraf teşhisinde de gösterilecek fotoğraflardaki kişiler birbirine benzemelidir. -Teşhis Sonucu Elde Edilen Delillerin Değerlendirilmesi Teşhis İşlemi Sırasında Müdafin Konumu Öncelikle belirtmek gerekir ki, PVSK Ek m. 6’da müdafin konumuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmiş değildir. Ancak teşhis işlemleri sırasında şüpheli müdafinin hazır olup olmaması gerektiği konusunda uygulamada soru işaretleri mevcuttur. Öncelikle mevcut kanuni düzenlemeler çerçevesinde ifade etmek gerekir ki, teşhis işlemine müdafinin katılması engellenemez. Zira CMK m.149/1’e göre, “Şüpheli veya sanık, soruşturma ve kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafi yardımından yararlanabilir.” Yine CMK m.149/3 uyarınca, “Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli ve sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez.” O halde belirtmek gerekir ki, şüphelinin soruşturmanın ve kovuşturmanın her aşamasında müdafi yardımından faydalanma hakkı mevcuttur. Dolayısıyla bir soruşturma işlemi olan teşhis sırasında da müdafinin katılımı engellenemez. Yine teşhis esnasında şüpheliye müdafiden yararlanma hakkı hatırlatılmalıdır.   (Özen İnci, TBB dergisi sayı 85, 2009) Yargıtay Ceza Genel Kurulu  bazı kararında teşhis işlemi sırasında müdafinin bulunmasının zorunlu olmadığına karar vermiştir. Fakat YCGK, 15.4.2008 gün ve E.2008/6-70, K.2008/84 sayılı oy çokluğuyla verilmiş bir kararında karşı oy gerekçesinde “Kuşkusuz savunma hakkına bu kadar değer veren bir Usûl Yasasında teşhis işleminin düzenlenmemiş olması büyük bir eksikliktir. Nitekim yasakoyucu bu eksikliğin farkına vararak 2559 sayılı Yasanın Ek-6 maddesini değiştirerek teşhis ile ilgili ayrıntılı bir disiplin getirmiş ve kısmen de olsa bu konudaki ihtiyaca çözüm bulmuştur. Usûl yasalarındaki boşlukların, temel hak ve özgürlükleri kısıtlamayacak ve Yasanın ruhuna uygun olacak şekilde kıyas ve yorum yoluyla doldurulabileceği gözetilerek teşhis konusundaki bu boşluk ta CYY’nın ruhuna

BİLİŞİM SUÇLARINDA IP ADRESİNİN DELİL DEĞERİ

  IP adresi; telefon, bilgisayar gibi internete bağlanan cihazlara, erişim sağlayıcı (internet servis sağlayıcı) tarafından atanan rakamsal bir adrestir. Yargılamalarda IP adresinin delil olarak kullanılabilmesi için öncelikle IP adresinin tespitinin yapılması daha sonrasında ise IP adresini kullanan kişinin kimlik bilgilerinin tespiti gerekmektedir. Fakat IP adresi ile bu adresi kullanan kişinin uyuşuyor olması, kişinin üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin bir kanaat oluşturmaya yetmeyecektir. Dijital verilerin en önemli özelliklerinden biri de kolaylıkla değiştirilebilir, bozulabilir ve yok edilebilir olmalarıdır. Dijital birçok veri gibi IP adreslerinin de çeşitli yöntemlerle (örneğin Proxy vasıtasıyla gerçeği gizlenerek veya başka kullanıcıya ait IP numarası kopyalanarak) değiştirilebilmesi mümkündür.  Nitekim  “tcp yönlendirmesi, “proxy” sunucular, paket yönlendirmeleri, web ve e-posta isimleri, IP adresi ve e-posta adresi ele geçirme, oturum engelleme, dns yanıltma gibi uygulamalar söz konusu delile şüpheden arındırılmış bir delil olarak yaklaşılmasını imkansız kılar.    (taghukuk.com/wp-content/uploads/2018/04/ip_adreslerinin_delil_niteliği.pdf.) Yargıtay da son zamanlarda vermiş olduğu kararlarında; ceza dosyalarında bulunan IP adresi delilinin tek başına yeterli olmadığı, IP adreslerini destekleyici delilerinde bulunması gerektiğine yönelik kararlar vermiştir.             YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ E. 2012/21817 K. 2013/25428  24.10.2013 tarihli kararında “ İP NUMARASININ BİLGİSAYARI TANIMLAMAYACAĞI ( İnternetle Olan Bağlantıyı Gösterdiği – Sanığın Bilgisayarlarında Yapılan İncelemede Bilgisayar Kütüğünden .. Adresine Bağlantı Yapıldığının Tespit Olunamadığı/Hack Programına Rastlanmasının Şikayetçiye Ait Siteye Müdahele Edildiğini Göstermeyeceği ) KARAR : Sanığın kullandığı bilgisayar üzerinde usulünce imaj alma işlemi yapılarak sonucunda çıkan veri bütünlük ( hash ) değerlerinin tesbit edilmemiş bulunması, IP numarasının kullanılan bilgisayarı göstermeyip internetle olan bağlantıyı göstermesi, sanığın bilgisayarlarında yapılan incelemede, bu bilgisayar kütüğünden m…-k12.com adresine bağlantı yapıldığının tespit olunamaması “hack” proğramına rastlanmasının şikayetçiye ait siteye müdahele edildiğini göstermeyeceği, kesin delil bulunmadan varsayımlarla hüküm kurulamayacağı cihetle tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamıştır. SONUÇ : Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılan vekilinin suçun sabit olduğuna yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ), 24.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.” Şeklinde karar vererek  IP adresi delilinin suçu işleyen kişiyi doğrudan gösteren bir delil olmayıp internetle olan bağlantıyı gösterdiğini belirtti. Bu sebeple ancak sanık üzerine atılı suça ilişkin olarak başkaca destekleyici deliller bulunmadan varsayımlarla hüküm kurulamayacağı gerekçesi ile yerel mahkemenin vermiş olduğu beraat kararını onamıştır. Yargıtay . 8. Ceza Dairesi , E.2016/12634, K.2017/4967, 03.05.2017 tarihli kararında “Sanığın suçlamayı kabul etmeyerek, kablosuz modem kullanıldığından hattının başkaları tarafından girilip kullanılmış olabileceğine ilişkin savunması karşısında; bildirilen IP numaralarının bağlı bulunduğu internet hattında ne özellikte modem kullanıldığı, kablolu veya kablosuz olup olmadığı, şifreli olup olmadığı, modemden başka kullanıcıların internete bağlanılıp bağlanılmadığının belirlenmesi açısından ilgili internet sağlayıcısından bilgi istenmesi ve sanığa ait bilgisayar getirtilip uzman bilirkişi tarafından LOG kayıtları incelenerek sonucuna göre” şeklinde karar vererek, kişi veya kişilerin suçlamayı kabul etmemesi veya örneğin 3. kişiler tarafından şifresi kırılmak suretiyle internete girilmiş olabileceği şeklinde savunmada bulunulması halinde, soruşturmanın derinleştirilmesi, özellikle adli bilişim yöntemleriyle failin belirlenmesi yoluna gidilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bilişim sisteminde yer alan verinin, işlendiği iddia edilen suçun delili olup olmadığı, delil niteliğinde ise doğru ve inanılır olup olmadığı hususlarında teknik bilgiye ihtiyaç duyulabilecektir. Bu şekilde çözümü uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren durumlarda delillerin değerlendirilmesine imkan sağlamak bakımından bilirkişiden istifade edilecektir. (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/775034) Görüleceği üzere IP adresinin tespiti oldukça önemli olmasına rağmen suçun sanal ortamda işlenmesi dolayısıyla failin tespiti noktasında kendine özgü zorlukları bulunmaktadır. Bu sebeple yargı makamlarının ceza dosyalarının aydınlatılması ve bilişim suçunu işlememiş olan kişilerin ceza almaması amacıyla daha dikkatli davranması gerekmektedir. Av. Evin ÇİFTÇİ

BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ EDİLMEMESİNİN SONUÇLARI

 Bilirkişilik; yargılama sırasında çözümü hukuk dışında özel ve teknik bilgi gerektiren hallerde, taraflarca talep edilmesi halinde ya da mahkemece re’sen başvurulabilen bir ispat yoludur. Özel bilgi ile kastedilen şey; bir bilim dalına ilişkin olan araştırılmış ve sonuca bağlanmış bilgiyi, teknik bilgi ise; pozitif bilimlerin verilerinden elde edilen tartışmasız konuları ifade eder.1   Bilirkişi, kendisine sorulan sorulara cevap oluşturacak nitelikte ve görüşüne başvurulan hususu tam olarak açıklayıcı mahiyette bir rapor vermelidir. Bilirkişi, teknik olarak çözümü net olamayan veya teknik olarak tespiti mümkün olmayan hususları da gerekçesi ile belirtmeli; o konuda ihtimaller söz konusu ise onu da ortaya koymalıdır. Ayrıca bilirkişi raporlarında çelişki olmamalıdır, bilirkişi raporu, mahkemenin, tarafların değerlendirmesine uygun olmalıdır. Bilirkişi hukuki değerlendirme yapamaz.2  HMK madde 281/1’e göre; taraflar bilirkişi raporuna, raporun  kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde itiraz edebilirler. Bilirkişi raporuna itiraz gerekçeli ve somut olmalıdır. Taraflar bu itirazlarıyla, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bir bilirkişinin atanmasını mahkemeden isteyebilirler. Taraflar bilirkişi raporuna itiraz etmek zorunda değillerdir. Fakat bilirkişi raporu , itiraz etmeyen   taraf açısından kesinleşecektir. Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre; bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi durumunda bilirkişi raporuna itiraz eden lehine usuli kazanılmış hak doğacaktır. Hakim durumu fark etse bile yeni bir rapor aldıramaz. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi E. 2021/4525 K. 2021/1793  25.11.2021 tarihli bir kararında  “Hukuk Muhakemeleri Kanunu, bilirkişi incelemesini takdiri deliller başlığı altında tasnif etmiş ve hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü serbestçe değerlendirileceğini ifade etmiştir. HMK’nın “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin birinci fıkrasında ise “Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler” hükmü mevcuttur. HMK’nın 281. maddesiyle yargılamanın taraflarına rapora itiraz etme hakkı tanınmış olup, bu hakkın kullanılmaması durumunda, usuli kazanılmış hak oluşup oluşmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.3” şeklinde karar vermiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.4 Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Geriye etkili kanun değişikliği, sonradan ortaya çıkan içtihadı birleştirme kararı, görev kuralına aykırılık, kamu düzeni, hak düşürücü süre, açık maddi hataya düşülmesi gibi hususlar kazanılmış hak kuralının istisnalarındandır. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; taraflar, mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Bu kapsamda HMK’nın 281. maddesi  değerlendirildiğinde; bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı veya mahkemenin kendiliğinden gerekli görmesi üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır veya aynı bilirkişiden ek rapor alınır ve ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir.5   Av. Evin ÇİFTÇİ       KAYNAKÇA: 1-GÖZÜTOK, Z. /ALBAYRAK, A., Alfabetik Medeni Usul El Kitabı, Ankara 2021, s.175 2- Pekcanitez/Atalay/Özekes , Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2013, s.462 3- YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ E. 2021/4525 K. 2021/1793 4- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2018/ 21-94 Karar: 2021 / 111 5- KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753 6-HMK

DİNİ NİKAHLI OLARAK GEÇİCİ KORUMA STATÜSÜNDE TÜRKİYE’DE İKAMET EDEN SURİYELİ YABANCILARIN BOŞANMASI SORUNU

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunun 91. Maddesinde “ Ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. “ şeklinde geçici koruma statüsü düzenlenmiştir. Daha çok 2011 yılında patlak veren Suriye iç savaşıyla yurtlarını terk etmek zorunda kalan Suriye Vatandaşlarının Türkiye’ye gelmesiyle hayatımıza giren Geçici Koruma Statüsü içerik olarak ülke topraklarına serbest olarak kabul, geri gönderilmeme ilkesine riayet ve temel ihtiyaçların karşılanması unsurlarından oluşmaktadır.( Çiçekli; 2013:313) Türkiye’ye giriş yaptıkları sırada Suriyeliler için düzenlenen geçici koruma kimlik kartları savaş sebebiyle herhangi bir resmi belgeye dayanmadan sadece gelen yabancıların beyanlarına göre düzenlenmiştir. Şöyle ki: Suriye’de dini nikah kıyan eşler Türkiye’ye girişlerde vermiş oldukları beyana göre herhangi bir resmi evlilik belgesi veya aile defteri aranmaksızın nüfus kayıtlarına evli olarak kaydedilmişlerdir. Bununla beraber geçici koruma kimlik kartının güncellenmesi sırasında da geçici koruma altında Türkiye’de ikamet eden çoğu Suriyeli yabancının kimlik bilgileri vermiş olduğu beyana göre düzenlenmiştir. Bu duruma, geçici koruma statüsündeki bu yabancıların medeni hal bilgileri de dahildir. Dini nikahlı eşlerin ayrılması veya ayrılmak istemesi sonucu geçici koruma kimlik kartlarında yer alan medeni hal durumunun “bekar” olarak düzeltilmesi ise bu kadar kolay olmamaktadır. Göç İdaresi bu kişilerden medeni durumun “ bekar” olarak düzeltilmesi için mahkemeden “boşanma” kararı almış olmaları şartını aramaktadır. Esas sorun ise bu noktada ortaya çıkar. Bilindiği üzere resmi olarak evli olmayanların Türkiye’de boşanması mümkün değildir. Beyan üzerine nüfus kayıtlarında evli olarak kaydedilen kişilerin ayrılmalarına rağmen nüfus kayıtlarında evli olarak gözükmesi ise başta yeniden evlenmek isteyen yabancıların yeni bir evlilik yapamaması gibi bir çok hak kaybına yol açmaktadır. Bu durumda izlenebilecek iki yol karşımıza çıkar. Birinci yol nüfus kaydının düzeltilmesi davası açmaktır. Bu dava türü etkili bir yol olsa da pratikte bu davanın kamu düzeniyle alakalı olması sebebiyle mahkemelerin Suriye Konsolosluğundan tarafların evli olup olmadıklarına dair bilgi istemesi ve Suriye Konsolosluğunun bu bilgiyi çoğu zaman aylar sonra göndermesi veya hiç göndermemesi gibi sebeplerle etkili bir yol olarak işletilememektedir. İkinci yol ise boşanma davası açmaktır. Baştan belirtmek gerekir ki bu davalarda tarafların “boşanmasına” karar verilmemektedir. Yine de bu davayı açmadaki amaç aşağıda açıklanacaktır. Bu durumda bu davaya uygulanacak olan maddi hukuku tespit etmek gerekir. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 14. Maddesinde “Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri, eşlerin müşterek millî hukukuna tâbidir. Tarafların ayrı vatandaşlıkta olmaları hâlinde müşterek mutad mesken hukuku, bulunmadığı takdirde Türk hukuku uygulanır.” Şeklinde geçen düzenleme gereğince Suriye’de evlenmiş iki Suriye vatandaşının Türkiye’de boşanmak istemeleri durumunda uygulanacak olan maddi hukuk Suriye hukukudur. Usul hukuku bakımından ise lex fori ilkesi gereğince Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır. Buna göre dini nikahın Suriye de de geçerli bir evlilik olup olmadığı incelenmelidir. Suriye Arap Cumhuriyeti 9/7/1953 tarihli ve 59 yasama sayılı Medeni Hal Kanunu 440.maddesine göre; Suriye’de evlenme için evlilik başvurusunun maddede sayılan bu evliliğe engel olacak herhangi bir yasal mâni bulunmadığına dair bir belge gibi belgelerle bölge hakimine yapılması gerekir. Hâkim, bu belgelerin tamamlanmasından hemen sonra akdin yapılmasına izin verir. Bu kanunun 43.maddesine göre “Akit, hâkim veya yetkilendirdiği mahkeme yetkilileri tarafından gerçekleşir.” MHK, evlenme sözleşmesinin hakim veya yetkilendirdiği mahkeme yetkilileri tarafından yapılmasını öngörür. 45.maddeye göre hâkim yardımcısı, evliliği özel siciline kaydeder ve bir kopyasını evlilik tarihinden itibaren on gün içinde Medeni Durum Daire Başkanlığına gönderir. Bu kopya, her iki tarafın da evlilik hakkında Medeni Durum Dairesi’ni bilgilendirdiği anlamına gelir. Evlilik sözleşmesi bu şekilde kurulmuş ve resmiyet kazanmış olur. Kanunun 2.maddesi “Nişan, evlenme sözü, Fatiha okuma, mehir alma ve hediye kabul etme evlilik akdi sayılmaz.” dediği için bu hükmün lafzından imam nikahının geçerli olmadığı anlaşılmaktadır. 4 (Hatice Nihan Sarıhan TÜRKİYE-SURİYE PERSPEKTİFİNDE EVLİLİK HUKUKUNA DAİR İNCELEME , İstanbul/2018) Görüleceği üzere dini nikah ne Suriye’de ne Türkiye’de kabul görmektedir. Bu sebeple dini nikahla evlenen Suriyeli yabancıların Türkiye’de açacağı boşanma davalarının da konusu bulunmamaktadır. Durum böyleyken geçici kimlik kartlarında beyan üzerine Göç İdaresi tarafından “evli” olarak kaydedilen tarafların yine beyan üzerine medeni hal durum bilgisinin “bekar” olarak düzeltilmesi için Göç İdaresinin tek başına tarafların beyanını yeterli bulmaması ve bir mahkeme kararı istemesi sebebiyle boşanma davasının açılması faydalı olacaktır. Nitekim somut bir olayda Batman 1. Aile Mahkemesi 2022/365 E. 16.09.2022 tarihinde “ Tarafların beyanları, aile nüfus kayıt tablosu ve dosya kapsamı incelendiğinde; tarafların Suriye vatandaşı olduğu, gerek Suriye’de gerekse de Türkiye’de yapılmış bir resmi nikahın olmadığı, sadece dini nikahın yapıldığı anlaşılmakla; boşanma için öncelikle tarafların “evli” olmasının gerektiği, tarafların ise hukuken evli olmadığı, bu nedenle yasadaki şartların gerçekleşmediği, davanın konusunun olmadığı kanaatine varılarak davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş” şeklinde “ tarafların boşanmasına” dair karar vermemiş olmasına rağmen bir noktada tarafların hukuken evli olmadığına dair tespitte bulunmuştur. Nitekim bu karar üzerine bulunduğu ilin Göç İdaresine başvuran davacı geçici koruma kimlik kartında “evli” olarak geçen medeni hal durumunu “bekar” olarak değiştirebilmiştir. Her ne kadar dini nikah kıyarak beyan üzerine nüfus kayıtlarında evli olarak kaydedilen Suriyeli yabancıların hukuken boşanması mümkün olmasa da ayrılmak isteyen veya ayrılmış olan yabancıların nüfus kayıtlarında evli olarak kalmaları hak kayıplarına sebebiyet verecektir. Bu sebeple tarafların hukuken evli olmadığına dair alınmış mahkeme kararlarıyla da Göç İdaresinin nüfus kayıtlarında değişiklik yapması gerekmektedir. Av. Evin ÇİFTÇİ KAYNAKÇA: 1- Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunun 2- Çiçekli; 2013:313 3- Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun 4- Hatice Nihan Sarıhan TÜRKİYE-SURİYE PERSPEKTİFİNDE EVLİLİK HUKUKUNA DAİR İNCELEME , İstanbul/2018 5- Batman 1. Aile Mahkemesi 2022/365 E. SAYILI KARARI

Aile Hukukunda Boşanma ve Nafaka Davaları

Aile Hukukunun Hukuki ve Sosyal Boyutu Aile hukuku, bireyin özel hayatına doğrudan etki eden ve kamu düzeniyle yakından ilişkili bir hukuk dalıdır. Boşanma davaları, tarafların ekonomik ve psikolojik durumlarını etkilediği gibi çocukların geleceğini de doğrudan belirler. Batman’da faaliyet gösteren Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, bu hassas süreci hukuki titizlikle yürütmektedir. Boşanma Davası Türleri Boşanma davaları anlaşmalı ve çekişmeli olmak üzere ikiye ayrılır. Anlaşmalı boşanma, tarafların boşanmanın tüm sonuçları üzerinde uzlaşması halinde mümkündür. Çekişmeli boşanma davalarında ise kusur, delil ve tanık değerlendirmesi yapılır. Boşanma Sebepleri ve Kusur Kavramı Zina, hayata kast, kötü muamele, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin temelinden sarsılması gibi sebepler boşanma nedeni olarak kabul edilmektedir. Kusur oranı, tazminat ve nafaka taleplerini doğrudan etkiler. Nafaka Türleri ve Uygulaması Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası aile hukukunun temel konularındandır. Nafakanın miktarı belirlenirken tarafların gelir durumu ve yaşam standartları dikkate alınır. Nafaka kararları zamanla değiştirilebilir veya kaldırılabilir. Velayet Davaları ve Çocuğun Üstün Yararı Velayet belirlenirken temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Mahkeme, ebeveynlerin yaşam koşullarını, çocuğun eğitimi ve sosyal çevresini değerlendirir. Velayet davaları, en hassas hukuki süreçler arasında yer alır. Maddi ve Manevi Tazminat Talepleri Boşanma nedeniyle kişilik hakları zedelenen taraf, maddi ve manevi tazminat talep edebilir. Bu taleplerin kabulü, kusurun ispatına bağlıdır. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, tazminat taleplerini hukuki temele dayandırarak yürütmektedir.

İş Hukukunda İşçi ve İşveren Hakları

İş Hukukunun Amacı ve Koruyucu Niteliği İş hukuku, işçi ile işveren arasındaki çalışma ilişkisini düzenleyen ve taraflar arasındaki ekonomik ve sosyal dengeyi sağlamayı amaçlayan bir hukuk dalıdır. Özellikle işçinin işverene karşı zayıf konumda olması nedeniyle iş hukuku, koruyucu hükümler içermektedir. Batman’da faaliyet gösteren Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, iş hukukunun bu koruyucu yapısını dikkate alarak hem işçi hem de işveren açısından hukuka uygun çözümler sunmaktadır. İş Sözleşmesi ve Çalışma İlişkisinin Kurulması İş sözleşmesi, işçinin bağımlı olarak çalışmayı, işverenin ise ücret ödemeyi üstlendiği sürekli borç doğuran bir sözleşmedir. Belirli süreli, belirsiz süreli, kısmi süreli ve deneme süreli iş sözleşmeleri uygulamada sıkça karşılaşılan türlerdir. Sözleşme hükümlerinin açık olmaması, fazla mesai, izin ve ücret uyuşmazlıklarına yol açabilmektedir. Ücret, Fazla Mesai ve İzin Hakları Ücret, işçinin emeğinin karşılığı olup zamanında ve eksiksiz ödenmelidir. Fazla mesai, haftalık 45 saatin üzerindeki çalışmaları ifade eder ve kanunda belirlenen zamlı ücretle ödenir. Yıllık ücretli izin hakkı ise işçinin dinlenme hakkının bir parçasıdır ve bu haktan feragat edilmesi mümkün değildir. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, bu alacaklara ilişkin uyuşmazlıklarda hukuki denetim sağlamaktadır. İş Sözleşmesinin Feshi ve Hukuki Sonuçları İş sözleşmesinin sona erdirilmesi, iş hukukunda en sık ihtilaf konusu olan alanlardan biridir. Haklı fesih, geçerli fesih ve haksız fesih kavramları tazminat haklarını doğrudan etkiler. Özellikle işveren tarafından yapılan fesihlerde, fesih gerekçesinin ispat yükü işverene aittir. Kıdem ve İhbar Tazminatı Alacakları İşçinin belirli bir süre çalışmış olması ve sözleşmenin belirli şekillerde sona ermesi halinde kıdem ve ihbar tazminatı doğar. Uygulamada bu alacaklar eksik ödenmekte veya hiç ödenmemektedir. Bu durumda iş mahkemelerinde dava yoluna gidilmesi gerekebilir. İşe İade Davaları Belirli şartları sağlayan işçiler, haksız fesih halinde işe iade davası açabilir. Bu davalar süreye tabidir ve usul hatası telafisi güç sonuçlar doğurur. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, işe iade süreçlerini titizlikle yürütmektedir.

Ceza Hukukunda Soruşturma ve Kovuşturma Süreci

Ceza Hukukunun Tanımı ve Toplumsal İşlevi Ceza hukuku, toplum düzenini ve kamu güvenliğini korumayı amaçlayan, suç teşkil eden fiilleri ve bu fiillere uygulanacak yaptırımları düzenleyen kamu hukuku dalıdır. Ceza hukuku yalnızca suçluyu cezalandırmayı değil, aynı zamanda masum bireyin haklarını güvence altına almayı hedefler. Bu yönüyle ceza yargılaması, adaletin en hassas alanlarından biridir. Batman’da hukuki faaliyetlerini sürdüren Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, ceza hukukunun bu dengeleyici niteliğini esas alarak profesyonel hizmet sunmaktadır. Soruşturma Aşamasının Hukuki Niteliği Ceza yargılaması, suç şüphesinin öğrenilmesiyle başlar ve ilk aşama soruşturmadır. Soruşturma evresi, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülür ve amacı kamu davası açılmasını gerektirir yeterli şüphenin bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Bu aşamada şüphelinin ifadesi alınır, tanıklar dinlenir, deliller toplanır ve koruma tedbirleri uygulanabilir. Gözaltı, arama, elkoyma ve tutuklama gibi işlemler bu evrede gündeme gelebilir. Bu nedenle soruşturma aşaması, bireyin özgürlükleri açısından son derece kritik bir süreçtir. Şüpheli Hakları ve Savunmanın Önemi Şüpheli sıfatı taşıyan kişinin susma hakkı, müdafi seçme hakkı ve hukuka aykırı delillere karşı korunma hakkı bulunmaktadır. Ancak uygulamada bu haklar çoğu zaman yeterince bilinmemekte veya etkili şekilde kullanılmamaktadır. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, soruşturma aşamasında savunma hakkının etkin şekilde kullanılmasını sağlayarak telafisi mümkün olmayan hak kayıplarının önüne geçmeyi amaçlamaktadır. Kovuşturma Aşaması ve Ceza Mahkemeleri Savcılık tarafından düzenlenen iddianamenin mahkemece kabul edilmesiyle kovuşturma aşamasına geçilir. Bu aşama, ceza davasının esasının incelendiği yargılama sürecidir. Sanık, müşteki, tanıklar ve bilirkişiler bu aşamada dinlenir. Deliller tartışılır ve mahkeme, maddi gerçeğe ulaşmaya çalışır. Ceza mahkemelerinde yapılan usul hataları, kararın bozulmasına veya telafisi güç sonuçlara yol açabilir. Delillerin Değerlendirilmesi ve Hukuka Uygunluk Ceza yargılamasında delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi zorunludur. Hukuka aykırı deliller, hükme esas alınamaz. Özellikle dijital deliller, iletişimin tespiti ve kamera kayıtları uygulamada sıkça tartışma konusu olmaktadır. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, delillerin hukuka uygunluğunu titizlikle inceleyerek savunma stratejisini bu doğrultuda şekillendirmektedir. Ceza Davalarında Karar Aşaması Yargılama sonunda mahkeme; beraat, mahkûmiyet, ceza verilmesine yer olmadığı veya davanın düşmesi gibi kararlar verebilir. Mahkûmiyet halinde hapis cezası, adli para cezası veya güvenlik tedbirleri uygulanabilir. Ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi gibi kurumlar da gündeme gelebilir. İstinaf ve Temyiz Süreçleri Ceza mahkemesi kararları kesin olmayabilir. Belirli şartlar altında istinaf ve temyiz yollarına başvurulabilir. Bu kanun yolları, kararın hukuka uygunluğunun denetlenmesini sağlar. Sürelerin kaçırılması, hak kaybına neden olur. Batman Meç Hukuk ve Danışmanlık Bürosu, ceza davalarında kanun yolu süreçlerini de etkin şekilde takip etmektedir.

×

Merhaba! Randevu ve diğer talepleriniz için iletişime geçebilirsiniz.

× Whatsapp Destek